Yasemin Balık: Geçmişime baksınlar...

Büyük Resim İçin Tıklayınız Pusat adlı dizide gazeteci rolündeki Yasemin Balık başrol oynadığı için kendisini eleştirenlere ‘O insanların geçmişimi de bilmesi gerek. Ben buralara tırnaklarımla geldim’ diye yanıt veriyor.

Büyük Müslüman komutanı Tarık bin Ziyad Endülüs’ü fethetmek için gemilerle İspanya’ya ulaştıktan sonra gemileri yaktırdı... Dönmeyi umut eden askerleri için yapmıştı bunu. Ve onlara ‘Ey mücahitler, arkanızda düşman gibi bir deniz, önünüzde deniz gibi bir düşman var, nereye kaçacaksınız’ dedi. Gemileri yakması sadece askeri bir taktik değil bir dünya görüşüydü aynı zamanda... Yasemin Balık İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı sınavlarına girerken jürinin ‘Gemileri yakan komutan kimdi?’ sorusunu doğru yanıtlamıştı. Aynı jüri bu kez Balık’ın gözlerine bakarak ‘Peki biz bu soruyu sana neden sorduk?’ deyince yine geçer not aldı: ‘Ben de burada olmak için bütün gemileri yaktım çünkü!’

Yasemin Balık, bir boksörün yaşamının anlatıldığı Pusat dizisinde Hediye adlı gazeteci rolünde. Oyunculuğun başında olduğunu biliyor, hatta bundan dolayı Pusat’ta başrolde olmasının eleştirildiğini söyleyen genç oyuncu ‘Ancak eleştirenlerin geçmişimi de bilmesi gerekiyor. Buraya kadar tırnaklarımla geldim’ diyor. Fikrimin İnce Gülü’nde Aydan Şener’in canlandırdığı karakterin gençliğini oynayan Balık hayatın karşısına çıkardığı tesadüfleri ve kendini anlattı...


Ekranla tanışmanız bir reklamla olmuş. Nasıl buralara geldiniz?

Daha 17 yaşındaydım o dönemde. O da bir tanıdık aracılığıyla oldu. Sonra kameraların karşısında olmak yerine opera sınavlarına girmeye karar verdim. Sınava girmeye az bir zaman kala vazgeçip konservatuar sınavlarına girmeye tiyatrocu olmaya karar verdim ama karşıma babam çıktı...


Neden istemiyordu?

Tek kızdım. Karşımda kızına aşık bir baba vardı işte... Bir de orta halli bir aileydik. Babam 17 yaşında İstanbul’a gelmiş, tutunmak için çok çalışmış. En büyük yatırımı bize yapmış, hepimizi en iyi yerlerde okutmuş. O dönemler benim için yine iyi bir şey istiyordu belki de... Ama o zamanlar biraz önyargılıydı ama şimdi en büyük destekçim. Bana ‘Operaya git ama tiyatroya gitme’ dedi. Sınava bir ay kala biri ona opera okumanın çok zor olduğunu söylemiş o da bana tiyatro sınavlarına girmemin daha iyi olacağını söylemeye başladı.

MÜCADELE SIRASI BENDE

Babanızın sözünden çıkmayan biri misiniz, yani sonuçta hayat sizin...

Ailem beni öyle yetiştirdi ki, ‘İnandığın şey için mücadele et ama haddini de bil çünkü biz senin annen, babanız’ mesajını verdiler. Benim babam babalığını, annem anneliğini yapmıştı. Onun adına baskı diyebilirsiniz ama içinde sevgi de vardı. Lanet bir baba olsa daha kolaydı her şey ama değildi.


Babanızın kendisi için feragat ettiği şeyler var mıydı?

Babam hiç kimseden yardım almadan bizi okuttu. Hepimiz şu an simültane tercüme yapacak kadar iyi derecede İngilizce biliyoruz. Bunlar hep babam sayesinde oldu. Keyfine düşkün bir adam olduğu halde hep çalıştı... Kendine ayırdığı bir sigara parasıydı. Maaşını aldığında oturur annemle hesap yaparlardı. Onlar hep mücadele etmiş, şimdi sıra bende.


Sizin mücadeleniz nasıl başladı?

Aslında yine aile içinde başladı. Dedim ya, babam tiyatro okumamı önce istemiyordu. O ikna olduğunda sınavlara hazırlanmam için önümde 10 günlük bir dönem vardı. Benim ‘şeytan azapta gerek’ tarafım var. İnadına oraya girmek istiyordum. Onlar tatildeyken İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü sınavlarına girdim. Sınav tarihinde görülmemiş bir şey yaşadım.


Neydi bu görülmemiş olay?

Bunu kimselere anlatmadım bugüne kadar... Birinci sınava girdim, ‘Sonuçları iki hafta sonra açıklanacak’ dedi birileri bana. Bir ara gidip sonuçlar açıklandı mı dedim, bir de baktım ikinci sınavın sonuçları asılmış tahtaya. Geçen hafta birinci sınava katılmıştım daha, ikincisi nereden çıktı? Tabii bunları orada bulunan temizlik görevlilerine söylüyorum çünkü hocalar daha o gün ikinci sınavı yapmış ve hepsi okuldan ayrılmış. Temizlik görevlisine birinci sınavın sonuçlarını sordum. Bana çöpün içinden bir káğıt çıkardı. 12 kişi sınavı kazanmıştı ve káğıt bir yerinden yırtılmış atılmıştı. Tam sınırda ismimi buldum o káğıtta. Kazanmıştım ama beni kimse haberdar etmemiş ve ikinci sınava girememiştim. Hayatım mücadeleydi ya, orada da mücadele etmem gerekiyordu. Ortalığı yıktım... ‘O ikinci sınava gireceğim’ dedim. Orada bulunan bir hoca, sınavı yapan tüm hocaları tek tek arayarak geri çağırdı. Sadece aralarında Yıldız Kenter yoktu. Toplanıp beni sorgulayacaklardı ve sınav hakkım olsun mu olmasın mı diye karar vereceklerdi. Sınava girme hakkını kazandığım gün, sınavı kazandığım günden daha fazla sevindim. Kapıdaki simitçiye sarıldığımı hatırlıyorum. Sınav için sabah 04.00’e kadar arkadaşlarımı jüri kılığına sokup karşıma geçirdim. Onlar sordu ben yanıtladım. Bu şekilde tiyatro okumaya hak kazandım.

Kurtlar Vadisi’nde bir karede oynadım, iyi para kazandım

İlk oynadığınız dizi Hacı mıydı?

Hayır. Bugüne kadar 16 yapımda yer aldım. İlki 1999’da Hayat Bağları’ydı. Hatta kimse inanmıyor ama Kurtlar Vadisi’nde bile oynadım.


Nasıl inanmıyor?

Çünkü bir karede göründüm. Belki de dünyada bir kare gözüküp büyük bir para kazanan tek oyuncuyum.


Ne kadar kazandınız?

Bundan beş yıl önceydi galiba, o dönemin parasıyla 500 milyon lira aldım. Aslında iyi bir rolüm olacakken yönetmen değişti ve diğer yönetmenin aklında olmadığım için yok oldum gittim.


Fikrimin İnce Gülü’nde Aydan Şener’in gençliğini canlandırıyorsunuz. Sever miydiniz kendisini?

Evet, hem de çocukluğumdan beri çok severdim. Bu diziyi aslında biraz da çocuklarıma göstermek için oynadım... Çünkü küçüklüğümden beri Çalıkuşu’ndan bahsederlerdi ve oynamak istediğim bir filmdi. Bu dizi için aslında son anda elenmiştim. Benim yerime başkası seçildi. Sonra elemelerin tekrar yapılmasına karar verildi. Tesadüfen beni buldular.


Pusat’ta da bir gazeteciyi oynuyorsunuz...

Evet, altı yıl boyunca erkek arkadaşını bekleyen Hediye’yi canlandırıyorum. Bu günümüzde çok hayal bir şey ama olabiliyormuş işte.


Siz bekler miydiniz altı yıl?

Öyle sevseydim beklerdim. Yanında ne taşıdığına bağlı bu. İnsanlar ‘Hayat bana bunları yaptı’ diyor. Ben buna iyi bir örneğim aslında. Her gün ölüp her gün yeniden doğan biriyim. İnsanları sevdiğin zaman o kırılganlıkla daha seçici oluyorsun, herkesin seni hak etmediğini düşünüyorsun. Ama insanlardan nefret de edemiyorsun. Sadece silmeyi öğreniyorsun.


Gelecekle ilgili bir soru soralım, nasıl bir oyuncu olmak istiyorsunuz, sizin bir idolünüz var mı?

Annem en büyük idolüm. Elbette beğendiğim oyuncular var. Ama rol yapmayı reddediyorum, özgün olmak istiyorum. Annem gibi bir anne olmak istiyorum sadece...
Askerliğimi Çatalca’da yaptım

Bütün Çocuklarım, benim askerlik yaptığım dizi oldu. Çatalca’da çekimleri yapılıyordu. Kadir İnanır ve Jülide Kural başrolleri paylaştılar. Orada küçük bir rolüm vardı. Ama hemen her şeyi öğrendiğim dizi oldu o. Bir kere psikolojinizin çok güçlü olması gerektiğini öğrendim dizi çekerken. Yolun başında olduğum bir diziydi. Dokuz ay boyunca sanki bir teste tabi tutulmuş gibiydim. İnanılmaz soğuklarda, karda, tipide titreyerek çalıştık.

Kadir İnanır’ın setinde olmak çok başka bir şeydi. Ondan o ortamda bile sesimi çıkarmamayı öğrendim. Çünkü çok kötü şartlarda bile o kalibredeki insan, hiçbir şikáyette bulunmadan işini yapıyordu. Çok kırıldığım anlar oldu, tuvalete gidip ağladığım sonra tekrar gülen kadın rolünü oynadığım...

Kaynak: stargazete.com


Devamını okuyun...>>

Türk filmi denince Almanlar bozuldu

Büyük Resim İçin Tıklayınız Fatih Akın, yıldız yönetmen. Öyle ki bazen oyuncularından daha fazla ilgi gördüğü bile oluyor.

Cannes’da En İyi Senaryo Ödülü alan "Yaşamın Kıyısında" filmiyle Antalya’ya geldiğinde de durum farklı olmadı. "Yaşamın Kıyısında" aynı zamanda Almanya’nın Oscar aday adayı. Bu durumda merak etmemek elde değil, bu film hangi ülkeye ait?

Yaşamın Kıyısında’yı en son Cannes’da birlikte izlemiştik. Şimdi ise Antalya’da Türk izleyicisi ve medyasıyla buluştu. İlk tepkilerden sonra kendinizi nasıl hissediyorsunuz?


- Önce biraz gergindim, ama gösterim ve sonrasındaki basın toplantısının ardından ferahladım. Cannes büyük ve bana yabancı bir yer. Burası ise evim gibi...

Filmin pek çok temasından biri de ölüm... Neden diye sorabilir miyim?

- Ölüm bizi bir yapan şeylerden... Herkes gibi ben de ölümü merak ediyorum. "Yaşamın Kıyısında" da "Ölmek son nokta değil, sonrası önemli" diyen bir film. Geride kalanların hayatlarına getirdiği değişiklikler de önemli bir yer tutuyor filmde.

Nurgül Yeşilçay, Ayten adlı örgüt üyesi bir kızı canlandırıyor. "Yaşamın Kıyısında"nın Türkiye gösteriminin terör olaylarının arttığı bir döneme denk gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Film insanlarımıza umut versin istiyorum. Türkiye bu dönemleri geçmişinde de yaşadı. Bunlar tecrübe olmalı. Umudumuzu yitirmememiz gerekiyor.

Fatih Akın’ın gördüğü Türkiye nasıl?

- Meraklı bir insanım. Her kapıyı açmak isterim. Merter’de büyüdüm ama sonuçta biz her yerden besleniyoruz.
Ülkeyi iyi gözlemlediğime inanıyorum. Yeni bir bakış açısı getiriyor olabilirim ama ben Türkiye’ye ilgili bilinmeyen bir şey göstermiyorum. Şunu da eklemem gerek ki dünyada Türkiye’ye karşı büyük bir merak var.

Filmdeki Ayten karakteri AB’ye küfrediyor. Sizin Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki fikriniz nedir?

- Bilmiyorum. Düşüncelerim sürekli değişiyor. Aynı Ayten gibiyim diyebilirim.

"Yaşamın Kıyısında", Oscar’da Almanya adına yarışıyor. Bu bir Alman filmi mi?

Oscar’da iki ülke adına yarıştığımızı düşünüyorum. Çünkü bu bir ortak yapım. Zengin bir film, her iki ülkeden de parçalar barındırıyor içinde. Cannes’da Türk filmi olarak geçiyordu, Almanlar bozuldu biraz. Şimdi de Türkler sitem ediyor. Ben Türk filmi gibi hissetsem de kesin olan şu ki "Yaşamın Kıyısında" bir ortak yapım. Melez bir film olduğunu söyleyebilirim.

Tepkimi bu filmle gösterdim

- Türk karakterlerden bir tanesinin Almanya’da çalışan bir Alman Dili profesörü olmasını, mesaj olarak algılayabilir miyiz?

Alman basınında 10 yıldan beri Türkler’e karşı klişeler kullanılıyor. Türkler hırsız, dolandırıcı, sorunları olan insanlar olarak gösteriliyor. Bu filmde Alman medyasına şunu göstermek istedim: Biz Türkler doktor da, mühendis de, profesör de olabiliriz. Alman medyasına karşı bir tepki sonucu oluştu filmimdeki karakter.

Oscar için şansım var

- Oscar’a az kaldı. "Yaşamın Kıyısında"nın Oscar şansı nedir sizce?

Yaptığım işin ilgi gördüğünü bilmek beni çok sevindiriyor. Bu her zaman gelecek bir fırsat değil. Şansımızın olduğunu düşünüyorum. Ben de oraya gidip, Los Angeles’da kırmızı halıda yürümek istiyorum tabii.

Kaynak: hurriyet.com.tr


Devamını okuyun...>>

Ucuz haber olmamak insanın kendi elinde

Büyük Resim İçin Tıklayınız "Menekşe ile Halil" dizisinin dertli Menekşe'si Sedef Avcı, Elele dergisine rolünü anlattı.

"Rol kaptırılmayacak gibi değil. O kadar güzel yazılmış ve o kadar güzel işlenmiş bir hikayesi var ki, senaryo ilk elime geçtiğinde inanılmaz etkilendim. Senaryoyu okurken elimde olmadan yaşlar süzülüyor. Belki de bu rolü bu kadar içselleştirmiş olmamdan dolayı benden de bir şeyler çıkıyor ve Menekşe'ye katılıyor, dolayısıyla insanlar beğeniyor."

"Menekşe ile Halil" dizisinin dertli Menekşe’si Sedef Avcı, ilk başrolüyle yıldızlaştı. Başarılı modellik yaşamının ardından televizyonda da rüştünü ispatlayan genç oyuncu, mutlu evliliğini ve oyunculuk aşkını Elele dergisine anlattı.

Sizi ilk defa 1997 yılında Elite Model Look birincisi olarak tanıdık. Çok başarılı bir modelken şimdi oyuncu olarak da izleyicinin takdirini kazandınız. Hayaliniz miydi bu?

- Eskiden oyuncu olmak gibi bir hayalim yoktu. Küçükken mimar olmak isterdim. Ama onunla ilgili de eğitim almadım, çalışma ekonomisi okudum. O sırada zaten mankenlik yapıyordum. Daha sonra reklam filmlerinde oynamaya başladım.

Küçükken balerin olma hayaliniz varmış, neden devam etmediniz?

- Sekiz sene bale yaptım. Dört yaşında başlamıştım. Ayağımın kemik yapısı uygun olmadığı için devam edemedim. İçime oturan şeylerden biridir bu. Ama o yılların benim için büyük önemi var, çünkü karakterime, oturuşuma, kalkışıma, her şeyime büyük etki eden, hatta temelini oluşturan bale ve bale hocamdır. Hayatımdaki disiplin anlayışımı oradan aldığımı düşünüyorum.

Sizi ilk "Böyle mi Olacaktı" dizisinde gördük bir oyuncu olarak, değil mi?

- Evet, ilk o diziyle başladım profesyonel anlamda oyunculuğa. 2002 yılıydı. Bir sezon oynadım, daha sonra okulumu bitirmek için bir sene ara verdim. Okul bittikten sonra bölümümle ilgili bir şey yapmak istemedim açıkçası. Oyunculuğun tadını almış ve çok sevmiştim, onunla ilgili eğitim almak istedim. Tam o sırada "Yanık Koza"dan teklif geldi. O bittikten sonra oyunculuk dersi alma isteğimi gerçekleştirebildim, üç ay boyunca Mahşer-i Cümbüş topluluğundan Dilek Çelebi ile çalıştım. İnanılmaz keyifliydi. Çok faydasını gördüm, çok rahatlattı beni.

Neden, utangaç biri misinizdir?

- Utangaç demeyelim de, çok fazla dışa dönük, çok çabuk iletişim kurabilen, herkesle bir anda samimi olabilen bir yapım yok. Daha sakinim. Tek çocuğum zaten. O yüzden aldığım o dersler beni rahatlattı.

15 yaşında bir yarışma kazandınız. Neredeyse çocuk denilebilecek bir yaş. Elite Model Look’ta birinci olmak, o yaşta moda dünyasının içine dalmak, tüm spot ışıklarının size dönmesi... Sizce erken bir yaş mıydı yoksa "İyi ki yaşadım" mı diyorsunuz?

- Zor bir dönem aslında. Çünkü 15 yaşındasınız ve hayatta ne yapmak istediğinize bile karar vermemişsiniz. Ailem bana güvendi bu konuda, hiç sıkıntı yaşadığımı hatırlamıyorum. Zaten Gaye Sökmen, yani halen bağlı olduğum ajansın sahibi, benim ikinci hocam diyebilirim. Okulu aksatmama ya da okula gitmeden işlere yetişme gibi bir duruma asla izin vermiyordu. Öncelik okuldaydı, geri kalan zamanlarda modellik yapıyordum. Yarışmaya girdim, ertesi gün yine üniformamı giyip okuluma gittim! Esas üniversiteyi kazandıktan sonra, yani 2001’den sonra yoğunlaştım modelliğe.

MODELLİĞE VAKİT AYIRAMIYORUM

Modeller kolayca "ucuz haber" olabiliyorlar... Siz nasıl kendinizi korudunuz bundan?

- Her şey size bağlı aslında. Eğer siz isterseniz o şekilde anılmak veya "sunulmak", öyle olur. Ama istemezseniz, çizginizi korursunuz. Kimse sizi hiçbir şeye zorlamıyor. "Şuraya gideceksin, bunu giyeceksin, şuranı açacaksın" diye bir şey yok, herkesin kendi inisiyatifinde olan bir yaşam bu. Hayata bakış açısıyla da çok ilgili. Ben öyle bir yaşantıyı ne kendime yakıştırırım, ne de tasvip ederim. O yüzden farklı davranışlarda bulunmadım.

Modellikte çok iyi bir noktadasınız, peki oyunculuktan modellik yapmaya vakit kalıyor mu?

- Artık yapamıyorum, çünkü vakit yok. Bir gün var sadece çalışmadığımız, o günü de kendime ayırıyorum.

Biraz eşiniz Kıvanç Kasabalı’dan konuşmak istiyorum. Nasıl bir aşk hikayesi?

- 2001’de Miss Turkey’e katılmıştım. Orada tanıştık Kıvanç Kasabalı’yla.

Aranızda şimşekler mi çaktı, öyle bir an mıydı bu?

- Aynen öyle... Aynı ajanstaydık, ama hiç karşı karşıya gelmemiştik. Tanıştığımızda şimşekler çaktı gerçekten; hálá da çakıyor! Miss Turkey’de ikinci oldum, sonra hemen Miss Universe yarışmasına gittim. Ben yarışmaya gidince bana sürpriz yaparak Miami’ye geldi! Yarışma Porto Riko’daydı, dönüşte aktarmalı olarak Miami’den uçacaktık. Kıvanç da beni karşılamak için oraya geldi. Birlikte Türkiye’ye döndük. Böyle bir durum karşısında büyülenmemek elde değil...

Şöhretli insanların evliliklerinin zor olduğu bilinir. Aranızda kıskançlıklar olmuyor mu?

- Kıskaçlığın dozu kaçarsa zararlı olabiliyor. Biz birbirimize güveniyoruz.

"Menekşe ile Halil"e gelelim. Nasıl teklif edildi bu rol size?

- Eşim "Yaprak Dökümü"nde oynuyordu. "Yanık Koza"daki yönetmenim aynı zamanda "Yaprak Dökümü"nün de yönetmeniydi. Arada sete gidip geliyordum. Kıvanç’ın oynadığı Cem karakterinin İsviçre’de okuyan bir kız kardeşi vardı. "Ben oynayayım" dedim. Kabul ettiler. "Yaprak Dökümü" ve "Menekşe ile Halil"in yapımcısı aynı. Sonra birden yeni dizi için konuşur olduk.

Henüz vizyona girmedi ancak yakın dönemde bir sinema filminde oynadığınızı da biliyorum, bu nasıl oldu?

- Filmin ismi "Sacayağı"... Ancak telaffuzundan dolayı isminin değişme durumu var. 29 Şubat’ta vizyona girmesi planlanıyor. Gömeç’te çekildi. Sıcak bir Ege hikayesi.

Menekşe’nin halini, tavrını çok benimsemişsiniz, bir röportajınızda epey kendinizi kaptırdığınızı okudum. Kollarda morluklar, ağlamalar...

-Ama rol de kaptırılmayacak gibi değil yani... O kadar güzel yazılmış ve o kadar güzel işlenmiş bir hikayesi var ki, senaryo ilk elime geçtiğinde inanılmaz etkilendim. Çok ince ve çok detaylı düşünülmüş; her bölümde bir kilit noktası oluyor ve senaryoyu okurken elimde olmadan yaşlar süzülüyor. Belki de bu rolü bu kadar içselleştirmiş olmamdan dolayı benden de bir şeyler çıkıyor ve Menekşe’ye katılıyor, dolayısıyla insanlar beğeniyor.

Evlenmek bizim için tabu değildi

Ne zaman evlendiniz? Nasıl evlenme teklifi aldığınızı anlatır mısınız?

Beş senelik ilişkimizden sonra 2005’te evlendik. Acele bir karar değildi. Ben okulumu bitirdim, düzenli bir hayatımız vardı, ben ailemle yaşıyordum, o da öyle. Sonra Kıvanç askerliğini yaptı. Evliliğimiz doğal bir sürecin sonuydu aslında. Evlenmek bizim için bir tabu değildi. Beraber yaşamak istedik, "Madem istiyoruz, evlenelim" dedik! Kalıpçı bir evlilik anlayışı değil yani bizimki. İnsanlar bazen bizim evli olduğumuzu anlamıyorlar. İnanmıyorlar, kardeş filan sananlar var! Fazla beraber olmaktan birbirimize benzedik herhalde! Rahat bir evliliğimiz var, birbirimizi sıkmıyoruz. Bir evlenme teklifi de yok aslında! Her şey doğallık içinde gelişti.

Kaynak: Hurriyet.com.tr


Devamını okuyun...>>

Hatırla Sevgili'ye tepki

Büyük Resim İçin Tıklayınız Hatırla Sevgili adlı televizyon dizisinde konu edilen Taylan Özgür’ün ablası Hale Özgür Kıyıcı, diziye tepki gösterdi.




Hatırla Sevgili adlı televizyon dizisinde konu edilen isimlerden biri olan Taylan Özgür’ün ablası Hale Özgür Kıyıcı diziye tepki gösterdi ve kardeşinin “uydurma bir aşk hikayesinde garnitür olarak kullanıldığını” belirtti. Kıyıcı, kardeşinin dizide gösterildiği gibi İstanbul Üniversitesi bahçesinde öldürülmediğini, yaralı bir halde Kumkapı Toplum Polisi karargahında 2.5 saat dövülerek tutulduğunu belirterek, dizinin danışmanlarından olan Fahri Aral’ın kardeşini öldüren kişiyi savcılıkta tanıyıp mahkemede tanımadığını söyleyerek beraat etmesini sağladığını ileri sürdü.

1970’li yılların Türkiye’sini konu alan “Hatırla Sevgili” adlı televizyon dizisinde konu edilen isimlerden biri olan Taylan Özgür’ün ablası Hale Özgür Kıyıcı diziye tepki göstererek, kardeşinin “uydurma bir aşk hikayesinde garnitür olarak kullanıldığını” belirtti.

Kıyıcı, kardeşinin dizide gösterildiği gibi İstanbul Üniversitesi bahçesinde öldürülmediğini ileri sürdü.

Deniz Gezmiş ve 1972 döneminin devrimcilerini de konu alan "Hatırla Sevgili" dizisi yeni bir tartışma başlattı. Dizinin Cumartesi günü yayınlanan bölümünde İstanbul Üniversitesi’nin bahçesinde öldürüldüğü gösterilen Taylan Özgür’ün ablası Hale Özgür Kıyıcı dizinin yapımcılarına bir açıklama yollayarak "Yürek acılarını ucuz aşk hikayelerine sos yaptırmayınız" dedi.

Ailesi olarak Taylan Özgür cinayetinin aydınlatılması için 38 yıldır mücadele verdiklerini belirten Kıyıcı, “Türkiye’nin unutmadığı, unutulmasına izin vermediğimiz bu faili bilinen cinayeti kanalınızın yapımı olan bu dizide ve uydurma bir aşk hikayesinde garnitür olarak kullanılmasına, malzeme yapmanıza söylenecek sözlerimiz elbette olacak ve elbette ki bunun da bir bedeli olacak” dedi.

Kıyıcı, dizinin “bunlar eli silahlı-külahlı çocuklardı, su testisi su yolunda kırıldı” mantığı içinde hazırlandığını ifade ederek, o dönemdeki devrimci gençlerin Taylan Özgür’ün öldürülmesinin ardından meşru müdafaa için silahlanmaya başladıklarını ileri sürdü.



"KARDEŞİM ÜNİVERSİTEDE ÖLDÜRÜLMEDİ"

Dizinin son bölümünde İstanbul Üniversitesi’nin bahçesinde öldürülmesi sahnelenen kardeşinin de üniversite bahçesinde öldürülmediğini, yaralı halde Kumkapı Toplum Polisi karargahında 2.5 saat dövülerek tutulduğunu ileri sürdü.

Dizide, kardeşinin yanında olan da katili en yakından gören ancak davada tanıklık yapmayan Mim Sait Kozacıoğlu’nun adının geçmemesini eleştiren Kıyıcı, “Danışmanlarınızdan Fahri Aral’ın savcılıkta tanıyıp da, mahkemede tanıyamadığını söyleyerek yargılanan kişinin beraatine neden olduğunu sağır sultan bile duydu” dedi.

Kıyıcı diziyi çekenlere şöyle seslendi:

“Değerlerimizi paraya çevirme hırsınız ve hayalleriniz sizin olsun. Kurmacanın da bir sınırı vardır ve olmalıdır. Bizim ölülerimize dokunmayın, ucuz hırslarınıza malzeme yapmayın.”


Kaynak:hurriyet.com.tr


Devamını okuyun...>>

Dünya tozpembe değil hayat acımasız ve zor!

Büyük Resim İçin Tıklayınız Yapımcılığını Sinan Çetin'in üstlendiği 'Çocuk' isimli film, bugüne kadar çekilen çocuk filmlerinin aksine miniklere, tozpembe sandıkları hayatın acımasızlığını gösterecek..


Televizyon ekranlarında yayınlanan 'Sihirli Annem', 'Selena' ve 'Kara İnci' gibi çocuk dizilerinin aldığı reytingler sinemacıları da harekete geçirdi.

Senaryo değişti

Bu tür dizilere minikler kadar büyüklerin de ilgi gösterdiğini fark eden yapımcılar arasında yer alan Sinan Çetin, 1 milyon doları aşan bir bütçeyle 'Çocuk' adlı bir film çekmeye koyuldu. Çetin'in yapımcılığını üstlendiği filmin senaryosunu aslında Galip Tekin yazacaktı. Ancak Çetin'in filmi çekmesi için teklif götürdüğü yönetmen Onur Ünlü, senaryoyu da kendi yazmak isteyince işin rengi değişti. Tekin, 'Evde Tek Başına' filmini hatırlatan bir hikaye kaleme almıştı. Ancak günümüz çocuklarının 'Harry Potter' tarzı filmlere ilgi duyduklarını düşünen Ünlü, animasyon ağırlıklı bir senaryo yazdı. Okulların yarı yıl tatiline gireceği dönemde gösterilecek olan filmde iyilerle kötüler arasındaki mücadele konu ediliyor. Büyük ilgi görmesi beklenen filmde başrolleri Tuba Ünsal, Hayko Cepkin, İlker Ayrık ve 'Babam ve Oğlum' filminde canlandırdığı 'Deniz' karakteriyle kalplerde taht kuran minik oyuncu Ege Tanman paylaşıyor.

Kadro güçlü

Tuba Ünsal filmde çocuklardan nefret etmesine rağmen bir çocuk programı yapan 'Rita' karakterini canlandırıyor. Şarkıcı Hayko Cepkin ise çok zor bir çocukluk geçirdiği için çocuk görmeye dayanamayan televizyon kanalı sahibi 'İsfendiyar' rolüyle seyircinin karşısına çıkıyor. Filme adını veren karakteri canlandıran Ege Tanman ise çocuklardan oluşan bir hırsızlık çetesinin lideri rolünde.

Kaynak:sabah.com.tr


Devamını okuyun...>>

Benim için çok önemli bir ödül

Büyük Resim İçin Tıklayınız Özgü Namal, "Altın Portakal, benim için çok önemli bir ödül. Bu ödülü aldığım için çok mutluyum" dedi.

44'üncü Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "Mutluluk" filmindeki oyunuyla "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü alan Özgü Namal, "Altın Portakal, benim için çok önemli bir ödül. Bu ödülü aldığım için çok mutluyum" dedi. Genç oyuncu sözlerine şöyle devam etti: "Mutluluk filmi, benim mutluluğum oldu. O kadar sevinçliyim ki bunu size kelimelerle ifade etmem zor. Aynı filmle, Murat Han'ın da en iyi erkek oyuncu ödülünü alması da çok önemli. Bu ödüller, filmin başarısını gösteriyor. Şimdi sırada yurt dışı festivalleri var. çok yakında bütün festivalleri dolaşacağız. Umarım 'Mutluluk', o festivallerden de ödülle döner. Nurgül'ün bu yarışmada bir sıfır önde başladığını söyledim mi hatırlamıyorum ama eğer böyle bir şey söyledimse, 'Yaşamın Kıyısında' Cannes Film Festivali'nde ödül almıştı, o yüzden söylemişimdir. Bu ödüle layık olmaya çalışacağım." Aynı filmle "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü alan Murat Han da, "O kadar mutluyum ki. Bu ödülü almak beni çok gururlandırdı" diye konuştu.

Kaynak: hurriyet.com.tr


Devamını okuyun...>>

Dünyaya özürlü bir çocuk getirir misiniz?

Büyük Resim İçin Tıklayınız Naz Elmas ve Emre Altuğ'un oynadığı 'El Gibi' 31 Ekim Çarşamba akşamı ilk bölümüyle atv'de olacak. Dizi 'Özürlü bir bebek dünyaya getirmek zorunda kalacak olsanız ne yapardınız?' sorusunu tartışmaya açacak. Biz de bu yanıtlanması güç soruyu önce dizinin iki oyuncusuna sorduk..

Ne olursa olsun onundoğmasını isterim...

* 'El Gibi'de sizi en çok ne etkiledi? Beni, ilk anlatıldığında çok etkileyen bir hikayesi var. Senaryoyu okuduğum zaman da aynı etkiyi yaşadığım ve hissettiğim bir öykü... Dizinin oyuncu kadrosu inanılmaz oldu.

* Nasıl bir hikaye? Dört buçuk aylıkken yüzde 20 ihtimalle özürlü doğması söz konusu olan bir bebeğin öldürülüp öldürülmeyeceği... Tam olarak karşılığı bu. Bebeğin aldırılıp aldırılmayacağı değil, öldürülüp öldürülmeyeceği. Çünkü dört buçuk aylıktan sonra altıncı aya kadar bekleniyor. Doktor heyeti kararı ve anne-babanın rızasıyla altı aylıkken bebek anne karnında öldürülüyor. Ölü doğum yaptırılıyor. Dolayısıyla da gerçekten verilmesi çok zor bir karar. Çünkü yüzde 20 ihtimalle sağlıklı olma durumu, yüzde 80 ihtimalle de sağlıksız olma durumu var. İşte bu noktada mutlu giden bir evliliğin çatırdaması başlıyor.

BU KÜRTAJ DEĞİL

* Sizin başınıza böyle bir olay gelse nasıl davranırsınız? Ne olursa olsun o bebeğin doğmasını isterim gibi geliyor. İnsanın başına gelmeden kolay kolay karar verilebilecek bir durum değil aslında. Çok zor bir karar...

* Dizide tıbbı konulara değiniliyor, uzmanların görüşlerine de başvuruldu mu? Çok ciddi tıp desteği alındı bu proje için... Her şey gerçeğe uygun. Palavra yok... Hepsi gerçek ve hepsi olabilecek şeyler. Yani kanunlara kadar çok ciddi araştırmalar yapıldı. Dolayısıyla bizim bu noktada söyleyecek bir şeyimiz kalmıyor. Zaten kanunlar bunun ismini koyuyor. Biz sadece bunu en doğru şekilde canlandırmaya çalışıyoruz.

BU TİP HASSAS KONULAR TARTIŞILSIN

* Sizce böyle hassas bir konunun bir diziyle gündeme gelmesi doğru mu? Büyük ihtimalle, büyük bir tartışmanın fitilini ateşleyecek bu dizi... Tartışılmasında da fayda olduğunu düşünüyorum. Ben bu tartışmanın sonucunda da belirli bir fikir çıkacağını da sanmıyorum... Bir taraf 'Özürlü olacağını bile bile onu hayata getirmek büyük haksızlık' diyecek. Diğer taraf 'özürlü de olsa yaşamaya hakkı yok mu?' diyecek. Bizimki gibi akraba evliliklerinin yoğun olduğu ülkelerde bu tip durumlarla sık sık karşılaşılıyor. Dizi bence en azından bu olaya dikkat çekecektir.

* Biraz hikayeden bahseder misiniz? Herkesi derinden etkileyebilecek bir proje 'El Gibi'... Gerek senaryosu, gerekse teknik açıdan iyi planlanmış bir iş. Canlandıracağım karaktere gelince, ailesi tarafından prensesler gibi büyütülmüş, gayet iyi bir öğrenim görmüş biri. Kendi ayakları üzerinde durabilen, iş sahibi bir genç kız. Çok mutlu bir aşk evliliği yapmış. Ama başlarına bir şansızlık geliyor. Bebekleri 6 aylıkken bir problemle karşılaşıyorlar ve bir mücadele vermeye başlıyorlar. BU

SORUNUN CEVABI GÖRECELİ

* Problem dediğiniz, Ece'nin özürlü bir bebek doğurmak istememesi mi? Doğurmak istememesi demeyelim. Çünkü henüz net bir şey yok. Ece bu konuda gel gitler yaşıyor. Kocasına olan sevgisi, yetişme şekilleri, doktorların öne sürdüğü şeyler kafasını çok kurcalıyor. Bebeği doğurursa neler yapabilir bunları düşünüyor. Bundan dolayı gelgitler yaşıyor.

* İşlediğiniz konu pek çok tartışmayı da beraberinde getirecek aslında... Herkes tarafından tartışılacak ve herkese göre de cevabı çok göreceli bir konu. Kimine göre o çocuğu doğurmak büyük bir suç ve cinayet. Kimine göre ise o çocuğun doğum hakkını elinden almak cinayet. Bizim de burada savunduğumuz bir şey yok. Doğurmalı ya da doğurmamalı diye... Dizinin sonucunda kesin bir yargı çıkarılmıyor.

İZLEYİCİYİ İKİLEMDE KALACAK

* Diziye nasıl tepkiler gelecek sizce? Ben de bilemiyorum. Çünkü kimisi 'evet' kimisi ise 'hayır' diyecek. Aslında biz insanlara bu ikilemi ekranda yaşatacağız. O kadar derin bir konu ki kimse kesin bir şey diyemiyor.

* Böyle bir karar vermek zorunda kalsanız ne yapardınız? Ben de bilemiyorum. Şöyle bir şey hissetmeden, o bebeği ben doğurmadan bunun cevabını vermek çok güç. Çünkü o bebeği taşımadan, o duygusal bağ olmadan, annelik hissi olmadan onun ne olduğunu bilemeyiz. Her anne başına böyle bir durum geldiğinde sinirli olabilir, çok üzülür. Çünkü her anne bebeğinin dünyanın en güzel çocuğu olduğunu düşünür. Bu durumda ben olmadığım için, hakikaten, başıma gelse ne yapacağımı bilemiyorum. Oynadığım karakterin de bir karar veremediğini göreceğiz zaten.

'El Gibi'nin yapımcılığını Plato Film-Sinan Çetin üstleniyor. Erhan Baytimur'un yönetmenliğini yaptığı dizinin oyuncu kadrosunda Emre Altuğ ile Naz Elmas'ın yanı sıra Cevdet Arıcılar, Hakan Ural, Mehmet Ulay, Deniz Gökçer, Funda Eskioğlu, Tuğçe Özbudak, Melik Akkaya, Bahar Akça, Serdar Özer ve Ceyda Çınar da bulunuyor.

Kaynak: sabah.com.tr


Devamını okuyun...>>

Sinekli Bakkal geliyor

Büyük Resim İçin TıklayınızTürk edebiyatının köşe taşlarından, Halide Edip Adıvar’ın "Sinekli Bakkal" romanı, Pastel Yapım tarafından dizi olarak ekrana gelecek.

İstanbul’un kenar sokaklarıyla, lüks mahalleleri arasında yaşayan farklı sınıflardan kahramanlar aracılığıyla, II. Abdülhamid ve Meşrutiyet dönemi Osmanlısı’nda Doğu-Batı çekişmesini işleyen öykü, Gökhan Aktemur ve Şirin Toprak Aktemur tarafından günümüze uyarlandı.

Çok iddialı bir kadroyla çekilecek dizi için tiyatro ve sinemada isim yapmış pek çok sanatçı bir araya geldi. Eserde ideal Türk kadınını yansıtan Rabia karakterini Özge Özberk oynayacak. Dizide, Mazlum Kiper, Şemsi İnkaya, Sermin Hürmeriç, Erkan Sever de rol alacak.

Kaynak: hurriyet.com.tr


Devamını okuyun...>>

Yumurta’ya Altın Portakal

Büyük Resim İçin Tıklayınız Türkiye’nin Oscarlar’ı dağıtıldı. Altın Portakal’ı ’Yumurta’ filmi aldı. En iyi yönetmen ödülü Fatih Akın’ın oldu.

44. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde "En İyi Film" ödülünü "Yumurta" kazandı. ’Yumurta’ filmi 5 dalda daha ödül alırken, Fatih Akın’ın ’Yaşamın kıyısında’ filmi ile Abdullah Oğuz’un ’Mutluluk’u 5 dalda ödüle layık görüldü. Nurgül Yeşilçay’ın bu yılda ödüllendirilmediğini öğrenen eşi Cem Özer, ödül törenine katılmadan Antalya’dan ayrıldı. Özer, "Kameralar karşısında konuşmak istemiyorum. Ama Nurgül ne zaman ödül alacak be kardeşim" diye tepki gösterdi. Meltem Cumbul ile Halit Ergenç’in sunuculuğunu yaptığı gecede Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, 3. Avrasya Film Festivali’nin kapanış filmi "Elizabeth: Altın Çağ"ın ünlü yönetmeni Shekhar Kapur’a "Onur Ödülü" verdi. "Lili Marlen" filmiyle hafızalara kazınan ve Fatih Akın’ın "Yaşamın Kıyısında" filminde de rol alan ünlü Alman aktris Hanna Schygulla’ya da onur ödülü verildi. Rahatsızlığı nedeniyle törene katılamayan Schygulla’nın ödülünü, filmin yönetmeni Fatih Akın aldı.44. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde bu yıl ilk kez Asya Sineması Tanıtım Ağı’nın (NETPAC) ödüller de dağıtıldı. NETPAC’ın ödülünü Semih Kaplanoğlu’nun "Yumurta" filmi ile Philippe Aractingi’nin yönettiği "Bombalar Altında" paylaştı.

FESTİVALİN EN İYİLERİ

Film: Yumurta

Yönetmen: Fatih Akın (Yaşamın Kıyısında)

Kadın Oyuncu: Özgü Namal (Mutluluk)

Erkek Oyuncu: Murat Han (Mutluluk)

Yardımcı Kadın Oyuncu: Nursel Köse

(Yaşamın Kıyısında)

Yardımcı Erkek Oyuncu: Tuncel Kurtiz

(Yaşamın Kıyısında)

Avni Tolunay Ödülü: Yaşamın Kıyısında

Behlül Dal Ödülü: S. Işıl Aksoy (Yumurta)

Senaryo: Semih Kaptanoğlu-Orçun Köksal

(Yumurta)

Müzik: Zülfü Livaneli (Mutluluk)

Sanat Yönetmeni: Naz Erayda (Yumurta)

Görüntü Yönetmeni: Özgür Eken (Yumurta)

Kurgu: Andrew Bird (Yaşamın Kıyısında)

Laboratuvar: Şafak Stüdyo (Sis ve Gece)

Saç ve Makyaj: Songül İbrahim Fatma Kardeş (Mutluluk)

Kostüm: Naz Erayda (Yumurta)

Ses-Miksaj: Orçun Korluca (Mutluluk)

Kaynak: hurriyet.com.tr


Devamını okuyun...>>

Kurtlar Vadisi Pusu 25-10-07

Abdülhey’in Tamer’i öldürmesinin ardından, Polat Alemdar’ın ekibinde ipler iyice gerilir.

İstihbarat’ın, kitapçı cinayeti nedeniyle Polat’ın ifadesine başvurması bu gerilimi daha artırır. Ancak bu olay, devletin içindeki derin çeteyi teşhir etmek açısından Polat’ın işine yarar.

Faaliyetleri zarar gören Kare As üyeleri ise bir toplantı yaparak yeni stratejilerini ilan eder.

Diğer taraftan Muro’nun içinde olduğu kirli ilişkiler zinciri de çözülmeye başlar.

İnsan kaçakçılığı dramının arkasındaki sis perdesi aralanır, Polat ve ekibi tüyler ürpertici bir gerçekle karşılaşır. Polat’tan bir darbe daha alan Muro, intikam kartını devreye sokar.


Devamını okuyun...>>

Tatlı Bela Fadime 25-10-07

FADİME NURİ ALÇO VE TECAVÜZCÜ COŞKUN’UN ELİNE DÜŞER!

Fadime imam nikahlı kocasını bulup namusunu temizlemek için çantasında silahı ve Vedat’ın kartıyla İstanbul’a yola çıkar.

Bu arada Merve bir haber metni yazar. Manşeti “Canını Kurtaran Kıza Önce İmam Nikahı kıydı Sonra Bıraktı Kaçtı”dır. Vedat Levent’i zor duruma düşüreceği için Merve’ye çok kızar ve kavga ederler. Fadime İstanbul’a indiğinde onun şaşkınlığından istifade etmek isteyen iki adam başına üşüşür. Nuri ALÇO ve Tecavüzcü COŞKUN…

Levent ve Fadime’nin haberi gazetelerde yayınlanınca ortalık karışır. Nazife,Kadife ve ihtiyar heyeti Fadime kötü yola düşecek diye endişelenir. Yasemin histeri krizi içinde derhal evlenmezlerse intihar edeceğini söyler, Levent’in kabul etmekten başka çaresi kalmaz.
Fadime nenesinin verdiği adresten babasının evini bulur.Gideceği 2.adres ise Vedat’ın iş yeridir. Levent’e ulaşabilmesi için önce Vedat’ı bulmalıdır. Müzeyyen’de oğlunu Yasemin’le evlendirmekte kararlıdır.İki aile düğün tarihini belirlemek için akşam yemeğinde buluşur.
Fadime Tanya ile kapışınca babasının evini terk eder.Artık İstanbul’da tek başınadır ve gidecek yeri yoktur.Bunun üzerine adı bir meyhanede silahlı olaya karışınca başı iyice belaya girer.


Devamını okuyun...>>

Senden Başka 25-10-07

Orhan, Elif’in Eksen Holding’de çalıştığını çok acı bir şekilde öğrenmiştir.. Elif’in yaptığı araştırmalar birleşmeyi zora sokmuştur. Orhan ona olan hırsı yüzünden insanların ekmekleriyle oynamaması konusunda Elif’i uyarır.. Elif ise sadece işini yaptığını söyler.. Orhan’ın bu işi çözmek için tek çaresi kalmıştır. Elif’in patronu ile görüşür. Orhan’ın anlattıkları sonrasında işten atılır.. Kovulmasına Orhan’ın neden olduğunu düşünen Elif ona karşı iyice hırslanmıştır..

Hayriye Velican ilişkisi ilerlemektedir. Hayriye hayal ettiği zengin sevgiliye kavuşmuştur ama mutlu değildir. Murat’ın başka bir kızla birlikte olduğunu görmüştür. Kendine bile itiraf edemese de onu kıskanmaktadır. Aradığı para değil aşktır.. Bunu anlaması zaman alacaktır.

Murat Burçin’in zenginliği ve ona sağladıkları karşısında ezilmektedir. Hayriye’nin başka bir erkekle olması fikri onu da rahatsız etmektedir.. Murat da aradığı paralı sevgiliye kavuşmuştur üstelik yalana gerek kalmadan ama o da hiç mutlu değildir.

Hayriye Elif’in yeni bir hayata başlaması için bir erkek arkadaşa ihtiyacı olduğunu düşünmektedir. Erhan’ı arar ve Elif’ten gizli bir buluşma ayarlar.. Buluşmada Elif Erhan’ın Ömer Karaali’nin yeğeni, Rüya’nın kuzeni olduğunu öğrenir.. Tüm yollar sonunda yine Orhan’a çıkmıştır.


Devamını okuyun...>>

Sır Gibi

Mehmet’ den hiç ummadığı bir anda evlenme teklifi alan Deniz duygularına karşı koyamaz ve onu affeder. İki genç şimdi aşkın doruklarını yaşamaktadır. Ömer, kendini Deniz’den uzakta tutsa da tutkusuna gem vuramamakta, bu gizli aşk onu tüketmektedir. Ferda’nın yalanlarıyla yönlendirilmiş Esat, Deniz’e cephe alacak, onun yıkımı pahasına iki sevgilinin artık karşısında duracaktır.
Ferda içinse henüz farkında olmadığı bir tehlike yavaş yavaş yaklaşmaktadır. Ferda’nın, İsviçre’de karıştığı uyuşturucu olayı, onun peşini bırakmayacak ve ihbar ederek hapisten kurtulduğu Sinan’ın ne denli tehlikeli olduğu ortaya çıkacaktır.
Sevdiği gencin ailesiyle tanışan Deniz, daha önce hiç tanımadığı bir aile sıcaklığının güzelliğini fark edecek, Mehmet ile mutlu bir yuva kurma özlemi onu yakıp tutuşturacaktır. Deniz, hala evlilik onayını almak için amcasına gerçekleri anlatma çabasındadır ancak bir yandan da yıllarca ailesi olarak benimsediği bu insanlarla ciddi bir yol ayrımına geldiğini fark etmektedir. Deniz’i zorlu bir karar beklemektedir. Ancak beklenmedik bir gelişme olayların akışını değiştirecektir.


Devamını okuyun...>>

Kavak Yelleri 25-10-07

Aşk doktoru

Salonda, Deniz ve Aslı’yı beklemekten sıkılan Mine, çıkacaklarını söylemek için odalara bakınırken, Aslı ve Deniz’i öpüşürken görür ve onlara baka kalır. Aslı bu duruma sinirlenir. Mine ise ne diyeceğini bilemez.
Efe, Su’ya sürpriz yapmak için Deniz’lere gitmiş, fakat Su’nun söylediklerine kafası bozulmuştur. Peşini bırakmaz ve Su’nun bindiği otobüsü durdurur. Birisine yeniden bir şeyler hissetmeye başladığı anda Su’nun ‘sevgili değiliz ki’ sözüyle yıkılmıştır. İki gündür yaşadıklarının hesabını sormaya kararlıdır.
Mine üzgün sokakta yürürken gözlerinden yaşlar süzülür. Aslı ise Deniz’i suçlamaktadır. Mine’nin ona aşık olduğunu bile bile arkadaşlık kurmalarını istemez, bir daha görüşmemeleri konusunda da resti çeker.
Efe’nin tek sorunu Su değildir. Anne ve babası boşanmaya kararlıdır. Onları barıştırmak için bir araya getiren Gönül ve Metin’in çabaları da boşuna çıkmıştır. Yine birbirlerine düşerler.
Efe’nin işyerindeki arkadaşları onun üzgün olduğunu fark ederler. Belli ki bir kız mevzusudur. Kendi aralarında anlaşırlar ve eğlenmeye gideceğiz diye Efe’yi bir yere davet ederler. Efe, Deniz’i evde babasıyla baş başa bırakmak istemediği için onu da çağırır. Ütücüdeki arkadaşlarıyla erkek erkeğe eğleneceklerini sanan Efe ve Deniz’i hiç ummadıkları bir sürpriz beklemektedir. Ve başları bu kez gerçekten derttedir.


Devamını okuyun...>>

Bez Bebek 25-10-07

Maskeli baloda dans ettiği kadını bir türlü aklından çıkartamayan Hakan ve nişanlısının kiminle o romantik dansı yaptığını merak eden Simge, balonun gizemli misafirinin kimliğinin peşine düşerler.

Okulda ise Gamze’nin ağzından, okulun en yakışıklı çocuğuna bir aşk mektubu yazan Özge, hain planıyla herkesi biribirine düşürür.

Kulina’nın dünyadaki romantik eğlenceler yüzünden oyuncaklar dünyasındaki işlerini aksattığına konsey üyelerini ikna eden Şoker, onun Nana’ya yardım edebilmesini engeller. Yaşlı bir akraba kılığında eve giren Şoker’in amacı, geç saate kadar evde kalmayı başarıp, gece saat 12 olduğunda Nana’nın bir bez bebeğe dönüştüğünü Hakan’a gösterebilmektir…


Devamını okuyun...>>
eXTReMe Tracker